Bir kez daha Bitti Bitti Bitmedi

altSon nefesine kadar “sosyalizm” diyen büyük yazar, şair, sinemacı ille de “tamamlanmak için” durmadan didinmeden üreten ve her zaman genç kalan Vedat Türkali anısına Bitti Bitti Bitmedi romanına ilişkin Alınteri Gazetesi’nin 18 Mart 2015 tarihli 9. sayısında yayınlanan tanıtım yazısını yayınlıyoruz:


Bitti Bitti Bitmedi, tüm ana fikrini isminde toplayan bir roman. Kıyımların, baskı ve zulmün birinin bittiği yerde yenisinin/ yenilerinin başladığını ve aslında bu tarihsel döngünün bir yerinden hem de geri dönüşü olmayacak şekilde kırılmaması drumunda sonsuza dek süreceği duygusu yaratan bir uyarı.

Yazarın okuru tarihin kanlı karanlık dehlizlerinde son derece sahici hikayeler ve kahramanlar üzerinden çıkardığı sarsıcı yolculukla yapılan bu uyarı, aynı zamanda bu döngünün tarihsel toplumsal nedenlerini lafı da fazla yaymadan gözümüzün önüne sererek güçlü bir tarih bilinci oluşturuyor. Bu açılardan roman aynı zamanda bu kanlı döngüyü bu nedenleri ortadan kaldıracak bir dünya ideali ile savaşarak geriye dönüşü olmayacak şekilde kırma çağrısına dönüşüyor.

Çitlerin, her türlü eşitsizlik ve baskının, sömürünün olmadığı bir dünya yaratmak için daha fazla mücadele ve azim aşılıyor. “Bitti” diyebilmek için bileylenmiş bir savaş iradesinin gerekliliğini…

Romanda bu döngünün bir yerlerden geriye dönüşsüz kırılması için yapılmış didaktik bir çağrı yok. Bu döngüyü kırmak için savaşan kahramanlar da… Tersine bu döngü içinde örselenmiş, yaşadıkları sayısız travmadan sonra kendi iç bütünlüklerini yeniden kurmaya çalışan/kurmuş olan yaralı kahramanlar var. O kahramanların yaralarını çeşitli semboller, aralara giren özlü hikayeler üzerinden sunan yazar, o yaraları iyileştirecek ilacı da aynı şekilde sembollerle aralara serpiştirdiği gelişmelerle veriyor.

Erdal Eren’den başlayıp Mamak’a ve Amed zindanına dalıp çıkan roman, oradan Kürt halkının damıtılmış acılarına dokunarak özgürlük isyanlarına, bu isyanların mayalandığı tarihin kanlı sayfalarına, Paramaz’lardan Ermeni soykırımına, Hitler Almanyası’ndan İttihat ve Terakki’ye, Cumhuriyet’e, bu Cumhuriyet’in üzerinden yükseldiği üstüste binen, birbirine eklenen halkların acılarına uzanan romanı bitirdiğinizde hayretler içinde kalıyorsunuz.

Bu kadar çok acının bu kadar çok yaşanmışlığın bu kadar çok halk kırımının 188 sayfaya nasıl sığdırıldığına şaşıp kalıyorsunuz. Hem de en sarsıcı biçimiyle… Eksiltmeden, atlamadan, üstünkörülüğe düşmeden son derece ustaca bir kurgu ve derinlikle karşınızda paha biçilmez bir tarih dersinin durduğunu görüyorsunuz. Vedat Türkali’nin ustalığı da burada zaten diyorsunuz…

Bitti Bitti Bitmedi ciltlerce kitap okuyarak ulaşabileceğiniz tarih bilincini hiç zorlanmadan bu 188 sayfaya sığdırarak aslında yazarın bu topralarda yaşamış/yaşayan halkların toplam acılarına yakılan etkileyici bir ağıt sanki. Bu tarihin hepimizin/herkesin yaşamına, kişiliğine şu ya da bu şekilde nüfuz ettiğini, örselediğini, derimize sinmiş izler bıraktığını duyumsatan bir ayna.

Romanda olağanüstü kahramanlar yok, bir esas kahraman da yok. Kahramanlarımızdan biri tarihin bu acımasız döngüsünü bir yerinden kırmak için ayağa kalkmış ama yürüyüşünün daha başındayken onarılmaz yaralarla yaşamın dışına itilmek üzere olan Tarık’tır. Amed zindanında yaşanan tarifsiz işkenceler ayrıntılarıyla anlatılmaz ama siz romana taşınan bazı kısa ve çarpıcı hikayelerden ya da kahramanımızın sembollerle anlatılan travmatik krizlerinden Amed’i, işkenceyi, zulmü iliklerinizde hissedersiniz. Son Kürt isyanının Amed zindanındaki acılardan bestelenmiş notalarını beyninizin içinde duyumsarsınız.

“Çıkış budur” demez Vedat Türkali. Ama Tarık şahsında dile gelen acılardan nasıl çıkılacağını, o travmaların nasıl atlatılacağını Amed’le özdeşleşen Esad Oktay’ın “dan, dan, dan” sesleriyle hakettiği yere gönderilmesiyle, Kürt dağlarının romana yansıyan gölgelerinden anlarsınız. Bir de aşkın sağaltıcı, onarıcı, tamamlayıcı gücü eklenir buna. Çıkışsız değildir Vedat Türkali, çıkışı bağırıp çağırmadan okurunun iliklerine işletecek bir ustalıkla sunar.

Diğer kahramanımız Ermeni Sokırımı’nda “tesadüfen” kurtulmuş, ailesini kaybetmiş ama hayata o acılarların verdiği güçle tutunarak yepyeni bir insana dönüşmüş, tüm bunlardan sağlam bir hümanizm devşirmiş, Paramaz’ların yoldaşı olmuş Lüsi’nin dedesidir.

Onun anlatımlarıyla roman, ezilen halkların birbirlerinin acılarına dokundukları bir seranata, bir o kadar da direnişi kamçılayan sarsıcı bir ağıda dönüşür. Dersim’in Alevi Kürtleriyle Ermenilerinin kanla sınanmış kardeşliğini, onca acıya rağmen milliyetçiliğin tüm biçimleriyle hesaplaşmış ve ezilen insanlığa duyulan sevgiyle damıtılmış hümanizmin o yapıcı, sağaltıcı, tarih karşısında sorumlu duruşunu hissedersiniz.

Bitti Bitti Bitmedi romanı, usta yazarın bu topraklarda yaşamış tüm ezilen halklara karşı bir vefa borcunu yerine getirmesi değil sadece aynı zamanda gelecek kuşaklara bırakılmış çarpıcı bir vasiyettir. En çok da gelecek kuşakların okuması gereken bir tarih manifestosu…

Alınteri.Net'den alınmıştır.