Atölye çalışmaları başlıyor!...

altYapı Sanatevi 2015-2016 dönem atölye çalışmaları başlıyor.

Yeni dönemde Yapı Sanatevi atölye çalışmalarıyla Ankaralılarla buluşmaya devam ediyor. Bağlamadan piyanoya, dramadan belgesele sanatın bir çok farklı dalında, uzman eğitimciler eşliğinde yapılacak çalışmalarının startını veriyor.

Yapı Sanatevi, Ankaralı emekçileri bu büyük kolektif sofranın etrafında buluşmaya, birlikte üretmeye, ürettiklerini birlikte sergilemeye çağırıyor.

 

Atölye çalışmaları:

-Belgesel

-Fotoğraf

-Gitar

-Bağlama

-Piyano

-Arbane

-Şan eğitimi

-Konservatuara hazırlık

-Drama ve tiyatro çalışması (çocuklar ve yetişkinler için)

 

Atölyelerin son kayıt tarihi: 15 Kasım 2015

 

İletişim için: Konur 2 Sokak No:59/13 Kızılay-Ankara

Tel: (312) 425 19 17 - (544) 399 56 40

e-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız - Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Facebook: Yapı-Sanatevi

alt

 

 

Günlük koşturmacanın içinde dinlenip soluklanabileceğiniz, yaşamın içerisinde kazandığınız toplumsal yetenekleri paylaşabilmeniz, toplumla ve toplulukla büyüyüp çoğalabileceğiniz, üretebilmeniz, sanatsal bir yetenek kazanıp, günlük rutin yaşantınıza yeni bir hareket, yeni bir zenginlik katabilmeniz arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde toplantılarınızı rahat bir ortamda yapabilmeniz, hep birlikte sosyal-Kültürel ihtiyaçlarımızı karşılamak için açtık Yapı Sanatevi’mizi.
İpini koparmış gezegenimizde nasıl bir yankı uyandırır bilinmez ama, “bir ihtimal daha var” deyip çıktık Yol’a.
Paranın egemen olduğu bir dünyada kültürel, sanatsal bir çabaya girişmek, akıntıya karşı kürek çekmek belki. Yada “ellisinde uyup yüreğinde çarpan aklına/ bir Temmuz sabahı/ güzelin, doğrunun ve de haklının fethine çıkan” Don Kişot misali yel değirmenleriyle dövüşmek; insanın insanlaşma ihtiyacının büyüyen gerçekliğinden aldığımız güçle…
Çabamız insan olmanın gereğidir. Çabamıza ortak olmaya , destek olmaya ve birlikte üretmeye bekliyoruz sizi.
Müzik tiyatro, bağlama gitar, ritim, resim karikatür, drama, diksiyon, satranç vb. dallarda kurs ve atölye çalışmaları yapalım. Başlatılan çalışmalara katılıp birlikte geliştirelim. Film gösterimleri, müzik ve şiir dinletileri, kitap tanıtımları vb. etkinlikler düzenleyelim.
Bizimle birlikte yol almak isteyen herkes davetlimizdir.

Karanlık dönemlerde peki,
Şarkı da söylenecek mi?
Elbette şarkılar da söylenecek
Belgeleyen karanlık dönemleri.


Bertolt Brecht



Toprağın ilk sancısından beri
Kaç ihanet gördü kır çiçekleri
Kaç güzelliği kurban verdi çığlara
Ne yıllar tükendi ne baharlar
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

Adnan Yücel


nedir sanat bilen varsa bi haber etsin hele.
nedir sanat bi yorumdan ibaret mi.
nedir sanat anlaşılmazlığın açtığı dipsiz bir kuyumu yoksa.
nedir sanat beynin yatak odasımı.
nedir sanat anlamların kaygısızlığımı.
nedir sanat hedefe uluşmadan evvel uğranılan bir hanmı.
nedir sanat bilen varsa bi haber etsin hele...
bin dilin bin anlamı sanat.
benliğin açtığı bir yara sanat.
gerçekten uzak sisli bir düş kenti.
şizofrenik gözlerin anlamlı simetrisi.
bulmakmı,bulunmakmı,anlamakmı anlamlandırmakmı yoksa
sınırsızlık kime,neye göre.
sanmak,düşmanı sanatın,keşvetmenin anlamsız hazzı.
sanmak perdemi yapmakta,yoksa sanat denilen muammayı.
perdeyi yırtmayı kim başarmış,sanatı kim aldatmış.
aldananlarmı aldatanlarmı,yoksa erişildiği sanılan sanatmı.
kim görmüş sandıklarımızın dışında.
görenler sanatı anlamsız bir ego mu sanmış ne.
anarşist bir beynin sınırsız özgürlüğü mü sanat.
yoksa hiçlikten doğan,varlığı olan,zaten var olan bir anlammı sanat.anlamların içinde bize düşen anlamakmı sadece.anlayan sanatçımı yoksa sadece anlayanmı sanat,ötesi ölümmü yoksa.kime mahsus sanat zaten bir sanat olan insana mı.nedir sanat bulan mı bulunanmı.
nedir sanat bilen varsa bi haber etsin hele,
efsunlu sözlerle kelimeleri dans ettirmek,aciz ve bitap düşmüş,fer-i gitmiş gözlerle kandırmadan kendini anlatmak sanatı.kime düşmüş sana mı bana mı.
bulut sanatçı yağmur sanat mı
fidan sanat toprak sanatçı mı yoksa
yoksa güneş yok,gözlerimiz bize oyunmu eder.
yüzleşmek zormu olur bu kadar kendi kendinle.
gitmeler mi yoksa gelmelermi yorar insanı.
nedir sanat bilen varsa bi haber etsin hele....
 
İsmail Kır


Sanat “Yaşamın İnsanileş(tiril)mesi!”


İnsan ile doğanın karşılıklı etkileşiminin bir estetik biçimi olarak, insanın doğuşu ile birlikte doğdu sanat. Araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü insana ulaşma çabası içinde gelişti.
Devletin ve sınıfların oluşumu ile birlikte her yerde sınıflara vuruldu.
Egemenlerin zevk ve ticaret nesnesi, sömürüp ezdikleri sınıfları yanılsatma, sağaltma aracı olduğu ölçüde “özgür” bırakıldı.
Tarihte her egemen düşünce basıl ki egemen sınıfın düşüncesi olduysa, egemen kültür-sanat da egemen sınıfın kültür-sanatı oldu. Varlıklarını ve güçlerini sömürü ve mülkiyet ilişkilerine sermaye birikimlerine borçlu olan egemen sınıflar sadece baskı ve yasaklarla değil, diğer sınıfları her türlü kültürel-sanatsal araç ve olanaklardan yoksun ve yoksul bırakmak kendi kültürel egemenliklerini elerlide tuttular/ tutuyorlar.
Zihinsel, sanatsal, kültürel üretim ve iletişim araçlarından yoksun ve yoksul bırakılanların toplumsal gerçekliğini sanatın dilinden anlatma ihtiyacı, sanatı yeniden tanımlamayı zorunlu kıldı.
İşte bu nedenle
İnsanın insana, insanın doğaya, emekçinin ürününe, sanatçının eserine yabancılaştığı,
Düşlerin metalaştığı,
İnsanın barbarlık içinde yokoluştan başka bir gelecek vaat etmeyen kapitalist bir dünyada
Yaşamın insanileştirilmesinin adıdır sanat.


Sınıf mücadelesinde sanat
Sömürü, baskı ve zulüm ortadan kalkmadıkça, sınıflar yok olmadıkça yaşam insanileşemeyeceğine göre, sınıfsız toplum mücadelesinde hem araç hem de amaçtır sanat. Burjuvazinin elinde sadece ideo- kültürel bir egemenlik aracı olan sanat, sosyalistlerin elinde yaşamın insaliştirilmesi için, insanlık varolduğu sürece amaç, kapitalizme ve burjuvaziye karşı tarihsel sınıf mücadelesi süresince aynı zamanda bir araç olarak biçimlenir.
Sınıflar mücadelesi hayatın her alanında ve her alanın kendine özgü araç ve yöntemleri ile gerçekleşmekte ve sürmektedir. Her devrimci mücadele aynı zamanda bir kültür hareketidir ve ideo-politik rengini devrimin sınıfsal niteliğinden alır. Sosyalist devrim mücadelesi de kapitalizme karşı işçi sınıfın sosyalist kültür hareketidir. Sanat kendi yolunu kendi araç ve yöntemleri ile açar. Demokratik, devrimci, sosyalist kültür-sanatın ilkesel ekseni sınıfsız toplum için verilen örgütlü mücadelenin bir parçası olarak üç temel ilke etrafında biçimlenir.
Birincisi, burjuva kültür ve sanatın burjuvazinin egemenline hizmet eden her biçimine, onun kılık değiştirmiş ya da inceltilmiş biçimler altında emekçi sınıflara bulaştırılmasına karşı mücadeledir. Bunun yanında, çok sık tanık olduğumuz gibi egemen kültürün bir biçimine karşı başka bir biçini (örneğin burjuva kültüre karşı feodal kültür ya da tersi) değil, dolaysızca sınıf çelişkilerini, toplumsal sorunları temel alır; emekçilerin kaygısını elden bırakmadan, onları daha derin sınıfsal düşünce ve duyarlılıklara doğru çeker.
İkincisi; halkın burjuva gerici kültürün egemen olduğu kendiliğinden kültürüne (kitle kültürü, popüler kültür, Anadolu kültürü) karşı, ancak onun içindeki demokratik ve sosyalist kültür öğelerini burjuva ve feodal bulanıklıklardan arındırarak özümseyen örgütlü kültür-sanattır.
Üçüncüsü, tüm dünya işçi sınıfı ve ezilen halkların demokratik ve sosyalist kültür öğelerini kendi zenginliği olarak kabul edip özümsemek ve geliştirmektir.

Tarihsel toplumsal miras olarak sanat

Kapitalizm, kendinden önceki toplumsal sistemlerden gelen bütün gerici kültürel değerleri kendine uyarlayarak, içselleştirerek kendi burjuva kültürünü yarattı. Bu durumu Bertolt Brecht bir yazısında şöyle ifade eder:
“ Burjuva sanatının esası-özü, Antik Yunan tiyatrosunun klasik temalarının, figürlerinin ve tarzının bugüne uyarlanmış çağdaş bir versiyonuna dayanmaktır. İsimler, oyuncular, kostümler değişmiş, fakat temel amaç ve bu amacın temsilcisi olan tiplemeler-roller aynı kalmıştır. Bazen içerikler dahi benzemektedir.”
Burjuvazi bununla yetinmez; emekçi sınıfların sahip olduğu ya da sınıf savaşımı içinde yarattığı bir çok muhalif, ilerici külterel, sanatsal değerleri sahipleniyormuş gibi yaparak içini boşaltır, yapı-bozuma uğratır. Egemen kültürün bir parçasına dönüştürüp toplumun kültür ve sanat anlayışına manipülatif etkiler yaratır. Bu nedenle demokratik, sosyalist kültür-sanat mücadelesi burjuvaziye tam karşıt cephede yerini almalıdır.
Sadece sosyalist değil, aynı zamanda demokratik kültürden ve kültür öğelerinden söz ediyorsak, burkuva gerici kültürün egemen olduğu ulusal kültür içiden gelişmemiş demokratik, sosyalist kültür öğelerini bulup çıkarmadan, onları geliştirmeden  sosyalist kültür ve sanata girişilemez. Kültürel, estetik beslenme alanlarımızı sadece gelişmiş demokratik, sosyalist kültür öğeleri ile sınırlayamayız. Burjuva yazar, şair, müzisyen vb.den alınacak çok şeyler vardır. Bu ilke aynı zamanda tarihsel toplumsal emeğin ortak ürünü olan kültür-sanat mirası içinde geçerlidir. O miras üzerinden ve onun içindeki demokratik, sosyalist kültür öğeleri geliştirilerek işçi sınıfının kültür-sanatı geliştirilir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde devrimden sonra “Eğitim işleri Halk Komiserliği” görevi yapan Lunarçarski’nin şu basit ve berrak sözleri cümleleri aydınlatacaktır.
“… Proletaryanın genel insanlık bilgisinin tümüne sahip olması gerektiğini bininci defa tekrarlıyorum, o tarihi bir sınıf olarak tüm geçmişle bağlantı içinde gelişmelidir.
Geçmişin bilim ve sanatını, onlar burjuvaziye ait olduğu için reddetmek, işletmelerdeki makineleri veya demiryollarını da aynı gerekçeyle reddetmek kadar saçmadır…
Eğer biz şu an devlet aygıtına, sadece yeni olanı, sadece proleter olanı yaygınlaştırma görevi verseydik, o zaman biz proletaryayı barbarlığa sürüklerdik, onu köklerinden koparırdık...”

Kültür ve sanat insana özgü olduğuna göre enternasyonal kültür ve sanatın yaratılması için mücadele, sosyalist kültür ve sanatın ayrılmaz bir bileşenidir. Tüm dünyanın işçi ve emekçi halklarının kültürü ve sanatı, onların içindeki gelişmiş ya da gelişmemiş demokratik ve sosyalist kültür öğelerini özümseyip geliştirdiğimiz oranda işçi sınıfının enternasyonalist kültür ve sanatını geliştirmiş oluruz.

Gerçekçi sanat
Sosyalist sanat gerçekçidir ve Marks’ın “Filozoflar bugüne kadar yorumlamakla yetindiler. Oysa aslolan onu değiştirmektir.” tezinden esinlenir. Dünyayı değiştirmek için yorumlayanlar gerçekçi olmak, gerçek insandan, gerçek dünyadan hareket etmek zorundadırlar. “Sanat için sanat”  “Biçimci sanat” başka bir anlatımla içeriksiz sanat burjuvaziye, özellikle onun gericilik dönemine aittir. Sosyalist gerçekçilik biçimin önemini – hele ki gerçekliğin sanatsal yorumu ve anlatımı söz konusuysa- asla reddetmez.  Çünkü gerçekliğin yani içeriğin en iyi anlatımı, içerik bakımından diyalektiğe uygun, en iyi biçimle, en iyi estetikle gerçekleşir. Sosyalist sanat içerikte ilkeli biçim ve estetikte olabildiğince esnek ve her türlü zenginliğe açıktır.
İnsana ait ne varsa insanla birlikte metalaştırarak sermaye birikim aracı  haline getiren kapitalizm, sanatı  da sanatçıyla birlikte metalaştırdı ve devasa sermaye birikimleri, tekeller, ekonomik ve siyasal güç ilişkileri yarattı. Sanatı ve sanatçıyı  kitlelerden kopararak gökyüzüne çıkardı, ilahlaştırdı. Kitleleri,kendilerini sanatçılarla, oyun ve roman kahramanlarıyla özdeşleştiren, manipüle edilmeye hazır pasif izleyiciler olarak nesneleştirdi. Sanat uyaran, bilgilendiren değil uyuşturma aracı oldu. Sosyalist sanat sanatı da sanatçıyı da yeryüzüne indirir.  Hedef sanatın kitleselleşmesi, kitlenin sanatçılaşması, sanatın da sanatçının da meta olmaktan kurtarılmasıdır.

Yapı Sanatevi kapitalizm koşullarında, kapitalizme ve onun tüm gerici, faşist baskı mekanizmalarına karşı demokratik, devrimci ve sosyalist sanat ve kültür mücadelesi saflarında yerini aldı.
Yolumuzun ne kadar sarp, ne kadar engebeli olduğunu biliyoruz.
Ama;
“Güzel günler göreceğiz çocuklar,
Güneşli ve güzel günler
Motoları maviliklere süreceğiz”


Yapı Sanatevi

 

 
Sosyal Medya