Kadın cinayetleri paneli yapıldı

altAdnan Yücel Edebiyat ve Sanat Festivali çalışmaları kapsamında yapılması planlanan kadın cinayetleri konulu panel, bugün TMMOB’un Taksim’deki binasında gerçekleştirildi. Feminist yazar Ayşe Düzkan, Sosyalist Kadın Kolektifi aktivisti olan ve aynı zamanda hukuksal alanda kadına dönük şiddet davalarına da bakan Av. Selin Nakıpoğlu ile birlikte festival çalışmalarını temsilen katılan Esmahan Ekinci’nin sunumlar yaptığı panel saat 14:00’de başladı.

Yaklaşık 2 saat süren panelde ilk sözü Ayşe Düzkan aldı. Düzkan konuşmasına, bugün kadın cinayetlerinin toplumsal gündem haline gelmesinde feminist hareketin onu görünür kılmak için harcadığı çabanın önemli rolü olduğunu belirterek başladı. Bunu ‘87’lerde yaptıkları “Koca dayağına son!” mitingi ve başka örneklerle somutlamaya çalıştı.

Devamında, kapitalist üretimin kadınlara belirli bir özgürleşme alanı açtığı ve kadınların bunun içinden kendi özgürlüklerine sahip çıkacak bir tutum almaya başladıklarını, bu tutumu almaya başladıkları noktada da cinayetlerin gündeme geldiğini vurguladı. Bu vurgusunu, özgürlük talebiyle ortaya çıkan tüm kesimlerin egemen sistem ve onun üstyapısal kurumlarının, ideolojik aygıtlarının, toplumsal değer yargıları ve kadın sorunu özgülünde bir bütün olarak erkek egemen sistemin hedefi haline geldiklerini belirterek pekiştirdi. Bu durumun sadece Türkiye’ye mahsus olmadığını, gelişmiş kapitalist ülkelerde de kadınların böyle bir aşamadan geçtiklerini örnekleyerek açımladı. 

Türkiye’de kapitalizmin ulaştığı düzeyle birlikte kadına dönük şiddetin hızla artan cinayetlere dönüştüğünü ve bu cinayetlerin yaygınlaşarak daha da görünürleşmeye başladığını belirten Düzkan, sözlerine; “burjuvazinin ideolojik hegemonya araçlarının kadının hedef haline getirilmesindeki rolüne" değinerek devam etti. 

Kadın cinayetlerinin, kadına dönük şiddetin toplumsal olarak aşılmasının kolay olmayacağının altını çizen Düzkan, “en başta devletin bu cinayetler karşısındaki tutumunun, kadına dönük genel tavrının bu sorunun ağırlaşmasında doğrudan rol oynadığını" vurguladı. O nedenle kadına dönük saldırılara tutumun, aslolarak kamusal alanın içinden geliştirilecek örgütlenmeler ve alınacak tutumlarla mümkün olabileceğini dile getirdi. 

AKP Hükümeti döneminde sistemin kadına dönük ideolojik yaklaşımının daha belirgin bir siyasal saldırganlığa dönüştüğünü, bu dönemde kadın aleyhine çok sayıda yasanın çıkarıldığını, bugün bu yasaların geri çekilmesi için de mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. 

Düzkan sözlerini, feministlerin TDH’nın bir bileşeni olan bir güçle aynı panelde buluşmasının kendisi açısından son derece anlamlı olduğunu belirterek, aynı hedeflere sahip güçlerin birlikte işler yapmasının önemine vurgu yaparak sürdürdü. 20 yıl önce TDH bileşenlerinden birinin düzenlediği bir panelde bu konuşmayı ancak korsan bir tebliğ olarak sunabileceğini, bugün bunun aşılmış olmasının aslında feminist hareketin konuyla ilgili sergilediği emekle olduğunu belirtti. 

Kadının ev işleri ve ailenin bakımı işlerinde harcadığı emeğin ücretlendirilmemesi sorununun Marksistlerce görülmediğini belirten Düzkan, bu konunun sorunun bam telini oluşturduğunu vurgulayarak konuşmasını tamamladı.

Adnan Yücel Edebiyat ve Sanat Festivali adına sunum yapan Esmahan Ekinci de sözlerine, kadın sorununun, özelde de cinayetlerinin bugün görünür hale gelmesinin tarihsel, toplumsal nedenlerine vurgu yaparak başladı. Kapitalizmin kendisinden önceki sistemlerden farklı olarak kadına emeğini satma özgürlüğü vermesiyle nispi bir özgürlük alanı açtığını, bunun toplumsallaşmasıyla kadın kitlelerinin geneline yayıldığını belirtti. 

Fakat kapitalizmle birlikte gerçekleşen bu durumun aynı zamanda kadının gelenekler, toplumsal yargılar, bir bütün olarak üst yapı kurumlarıyla karşı karşıya gelmesine neden olduğunun, kadının ilk elde bu engellere karşı bireysel ve ilk gördüğü hedefe karşı tutumla direnmeye başladığını belirterek bunun da trajik sonuçlara yol açtığını dile getirdi. 

Kadın sorununda da Marks’ın,“insanlık,önüne ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar” sözünde belirttiği gibi artık olgunlaşmış bir sorun haline gelmesiyle toplumsal gündemin başına oturduğunu, biz komünistlerin kadının tutum almasını ya da bu sorunun artık toplumsal bir kabul görmesini alkışlayarak seyredemeyeceğimizi, çünkü sorunun çözümü için bunun sadece bir zemin olduğunu, aslolanın kadın kitlelerinin bu sorunla ilgili toplumsal örgütlenme ağıyla buluşması olduğunun altını çizdi. 

Kadının tek başına burjuva özgürlük, burjuva bireycilik sınırlarında aldığı tutumun kadın  mücadelesi açısından trajik sonuçlara yol açabileceğini, o nedenle kadınla ilişkiyi ve tutumunu toplumsallaştırması üzerinden kurmak gerektiğini vurgulayarak çeşitli örneklerle bunun anlamını açımlamaya çalıştı. En son Van’da boşanmak isteyen bir kadının kocası tarafından sokak ortasında vurulmasına karşı halkın tutum almasının bugün açısından son derece anlamlı ve örnek bir tutum olduğunun altını çizdi. 

Üçüncü konuşmacı olan Av. Selin Nakıpoğlu oldukça canlı bir sunumla kadın davalarından, bu davalarda mahkemelerin aldığı tutumdan bahsederek örneklerle açımladı. Nakıpoğlu, bir bütün olarak devlet politikasıyla kadın cinayetleri arasındaki ilişkiyi çarpıcı örneklerle açımladı. İstanbul Sözleşmesi’nden bahseden Nakıpoğlu, bu sözleşmenin kadınlar açısından oldukça kapsamlı haklar içerdiğini ama devletin altına imza attığı sözleşmenin gereklerini yerine getirmediğini yine örneklerle anlattı. 

Nakıpoğlu’nun canlı sunumundan sonra sorulara geçildi. Bir kadın dinleyici, kendi yaşadığı deneyimi anlatarak devletin boşanmış kadınlarla ilgili tutumunu somutlamış oldu. Daha sonra söz alan bir kadın da Ayşe Düzkan’ın kadın cinayetleri ve bir bütün olarak kadın sorununun bugün daha fazla toplumsal kabul görmesinde feminist hareketin belirleyici bir rolü olduğunu ve solun da bu alanın politika yapacakları bir alan olarak görmesi nedeniyle sorunla ilişkilendiği yönündeki sözlerini hatırlatarak, bunun eksik bir yaklaşım olduğunu anlatan kısa bir konuşma yaptı.

Elbette ki feminist hareketin sorunun görünür kılınmasındaki rolünün üstünden atlanamayacağını belirten dinleyici, fakat bugün sorunun bu düzeyde toplumsal bir gündem olmasının bu iradi çabaların da ötesinde nesnel-tarihsel bir zemine sahip olduğunun görülmesi gerektiğini belirtti. Bunun da kadın kitlelerinin kapitalist üretimle kitlesel biçimde ilişkilenmeleriyle doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Kadınların bu gerçek içinde eski çemberleri kırmaya yönelmelerinin onları giderek sistem düşmanı haline getirdiğini vurguladı. Solun kadın sorunuyla daha yakından ilişkilenmesinin de feminist hareketin söylediği gibi pragmatist bir kafayla, politika yapacak bir alan olarak görmekle değil, asıl olarak sorunun kazandığı tarihsel toplumsal karakterle ilişkili olduğunu belirtti.

Panel bu tartışmalarla sona ererken, bizim açımızdan da daha sistematik bir kadın çalışması yürütme görevini bir kez daha ortaya koydu.