Adil Okay ve "Kapıları" İstanbul'da

alt"Adil Okay’ın, “Şair kapıları- 40 şair 40 fotoğraf” adlı sergisi İstanbul Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi'nde 1 Şubat 2015 Pazar günü sanatseverlerle buluştu. Sergi 10 Şubat'a kadar açık kalacak.

Okay'ın Şair Kapıları adlı sergisinde yer alan şairler:

A.Rahim Kılıç, Ahmet Ada, Ahmet Günbaş, Arife Kalender, Arzu Demir, Ayten Mutlu, Cafer Demirtaş, Celal Soycan, Cevahir Bedel, Enis Akın, Fatma Aras, Gökçenur Ç., Halide Yıldırım, Hayati Baki, Hüseyin Peker, İlker İşgören, Kenan Yücel, Levent Karataş, Metin Cengiz, Metin Kaygalak, Mitat Çelik, Murathan Çarboğa, Mustafa Köz, Muzaffer Kale, Müesser Yeniay, Nevin Koçoğlu, Nilay Özer, Nurettin Taşçı, Ogün Kaymak, Perihan Baykal, Sabahattin Yalkın, Selim Temo, Sema Güler, Sennur Sezer, Sina Akyol, Sezai Sarıoğlu, Şaban Akbaba, Şükrü Erbaş, Tuğrul Keskin, Turgay Fişekçi, Türker Özşekerli, Yaprak Öz, Yavuz Özdem, Zehra Betül,Zeynel Çok, Zeynep Köylü.

 

Adres: Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi

Kordonboyu Mah. Hürriyet Cad. No: 56 Kartal-İstanbul

Telefon:(216) 353 37 78
Adil Okay'ın iletişim adresi: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

40 ŞAİRE SORDUM 40 KAPININ TILSIMINI

“Akşamları kapalı kapılar / savunma korkuları / sınır…”

                                                                 Süleyman Okay

Her şairin bir kapısı var. Her kapının bir açanı kapayanı. Ne kadar çok insan geçer gider “kendilerinin olmayan” kapıların önünden. Kaçımız o kapıların sesini duyarız. Ayıp örten, korku savan, yaşamı kamudan görece “özele” geçiren. Her daim açık kapılar da var elbette. Gar ve otogar kapıları gibi. Gidip gelenleri usulca selamladıkları fark edilmeyen kapılar. Bir zamanlar özel olan ama modernizmle birlikte kamuya göreceli olarak açılan kapılar. İnşası uğruna yüz binlerce işçinin can verdiği saray kapıları. Şato kapıları. İşte bu kapılar asıl sahiplerine gecikmeli olarak teslim edilmiştir. Yani kamuya. Ama o kamuya açık kapılardan geçmek için de vize gibi yeni engeller çıkmıştır karşımıza. Örneğin Yunan uygarlığından, eski Mısır uygarlığına kadar dünyanın ortak emeğiyle oluşan Louvre müzesi. Bu gün Louvre’a gitmek için sınır kapılarını aşmanız gerek.
Evet ya. Bir de sınır kapıları var.
Modernizmin aklı tüm kapıları ardına kadar açmadı. Hâlâ avama kapalı kapıların olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Saraydan müzeye dönüşen Louvre’un kapısının önünde düşündüm tüm bunları.
Sonra Afrika’da Berberi’lerin sıcaktan korunmak için toprak altına yaptıkları evlerin kapısını çaldım. Ekmek ve çay ikram ettiler bana.
Lübnan’da enkaza dönmüş Filistin Mülteci kasabası Reşadiye’de şarapnel parçalarıyla delik deşik edilmiş bir evin kapısını fotoğrafladım.
Suriye’de “Bab Antakya” tabelasının önünde deklanşöre bastım.
Ve not düştüm fotoğrafın altına:
“Antakya kapılarında bıraktım / Paris varoşlarının beton uygarlığını / Habib-i Neccar dağında/ Çocukluğumun büyülü melodilerine daldım / Hamza zindanının kapısında / Tutunacak yer ararken kanayan ellerimle / ‘Son durak abi’ sesiyle uyandım / Topuklarımda başladı inceden inceye / Onsekiz yıllık falaka sızısı…”
18 yıl sürgünden sonra döndüğüm ülkemde çocukluğumun izlerini sürdüm. Antakya’da yaşadığım avlulu evlerden birini buldum. Geçen yarım asırda rengi solan, yosun bağlayan kapımızı çaldım. Bir sürgü sesi “kim o”dan önce geldi. Buyur edildim içeri.
12 Eylül’de üzerimize karabasan gibi kapanan Adana zindanının kapısını aradım. Yoktu. Yerine F harfiyle anılan yeni bir (c)ezaevi inşa edilmişti.
Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da kapalı kapılar ardında hak kapısını aradım. Hakikat kapısını sorguladım. Ama illa da aşk kapısı dedim.
Velhasıl 40 yıl boyunca çalarak kapıları, günlerin 25. saatini, dünyanın eşref vaktini arayıp durdum. Açamayınca sır kapılarını dönüp 40 şaire sordum, 40 kapının tılsımını.
40 yanıt geldi. 40’ı da birbirinden farklı…

Adil Okay