"Komünizmden başka yol var mı?"

altOnlarca yıllık ömrü tutarlı bir güzergahda yürüyecek bir yürek sağlamlığı, ideallere bağlılığı, yaşamla kurulan ilişkinin anlamları karşısındaki yükümlülükleri son nefesine kadar taptaze taşıyabilmek demektir Tuncel Kurtiz

 

Okuduğu şiirlerin, metinlerin kıvrımlarına tarihin derinliklerinden gelerek geleceğe doğru yol alan uslanmaz bir devinizmle-ulaşılmaz bir derinliği aynı anda nakşedebilen sesin sahibini bugün sabah kaybettik.

Onlarca yılı oraya buraya sapmadan tutarlı bir güzergahda adımlayan Tuncel Kurtiz’i kaybettik!

Bakışlarıyla, samimi sesiyle, bilgece sözleriyle sadece Türkiye Sineması’nın değil; hepimizin ağabeyi, yakın dostu haline gelen Tuncel Kurtiz’i...

Hani derler ya, mesele çok yaşamakta değil, nasıl yaşadığındadır diye. Gencecik ömürlere nelerin sığdırıldığı düşünülürse... Fakat çok yaşayan için mesele çok daha zorlaşır. Onlarca yıllık ömrü tutarlı bir güzergahda yürüyecek bir yürek sağlamlığı, ideallere bağlılığı, yaşamla kurulan ilişkinin anlamları karşısındaki yükümlülükleri son nefesine kadar taptaze taşıyabilmek demektir bu.

Yaşamının herhangi bir on yılında tüm değerlerine sırtını dönerek tepetaklak olan sayısız ismi düşününce Tuncel Kurtiz gibilerinin bu dünyanın ruhunda nasıl bir anlam taşıdıkları daha bir anlaşılır oluyor.

altBu noktadan bakınca Tuncel Kurtiz, yaşam aşkına rengini veren her anlamın, her ayrıntının ilk gençlik yıllarındaki kadar taze bir solukla taşınabilmesinin sanat cephesindeki önemli temsilcilerinden biridir.

Hani aşkın cüzdanlara daha kolayca sığdırıldığı neoliberal döneklik çağında; hani korkunun enselerden eksik olmadığı zorlu yıllarda; hani tüm değerler sisteminin korkunç bir ideolojik bozunuma uğradığı, grileşmenin-sarılaşmanın modalaştığı zamanlarda; ideallerine hep genç kalan bir ruhla sıkı sıkıya bağlı kalmanın temsilcilerindendir.

Hem de bu düzenin en hassas noktası olan sanat dünyasında; yeteneklerin, aklın, ruhun metalaştığı o korkunç dünyada; hayatının son demlerinde bile “Komünizmden başka yol var mı?” diyebilen bir yürektir Tuncel Kurtiz! O büyük sesiyle su içermişçesine doğalca ifade edebilendir!

En son Muhteşem Yüzyıl dizisinde oynayan usta oyuncu Tuncel Kurtiz, kendisini hep “ikinci rollerin adamı” olarak tanımlamış bir tevazunun sahibiydi. Oynadığı tüm rollerle adeta bütünleşip ruh veren sanatçının sinemayla serüveni Yılmaz Güney’le birlikte başladı. Unutulmaz bir dostluğu da ifade eden ilişkilerine, Türkiye Sineması’nın klasikleri arasına girmiş Umut, Sürü, Duvar gibi unutulmaz filmler de sığdırdılar.

Kurtiz oynadığı 70 filmle çok sayıda "En İyi Yardımcı Oyuncu" ödülü aldı.

alt12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Yılmaz Güney'in ölümüyle memleketine küsüp yurtdışında yaşamaya başladı. Yurtdışındaki yıllarında da sanat çalışmalarına devam etti. 1990 yılında tekrar Türkiye’ye döndü.

Tutarlı bir hayatın temsilcisi olan Tuncel Kurtiz’i sevgiyle selamlıyoruz.

 

Kendisiyle yapılan bir röportajı mynet.com'dan aktarıyoruz:

 

Yaşa değil, aşka inanan bir usta: Tuncel Kurtiz

Ramiz Dayı olmaya nasıl karar verdiniz?
Ben Ramiz Dayı olmaya falan karar vermedim! (gülüyor) Bir rol teklif ettiler; Monte Kristo hikâyesinden yola çıkarak 22 sene hapis yatmış bir adam. Baktım, okudum, hikâye gayet güzel. Ben de kendi bilgilerimi anlattım...

Siz hiç hapis yatmış mıydınız ki?
Ben yatmadım ama hapis yatan çok arkadaşım oldu. Yaşlı adamlarla tanıştım, onların içki sofralarında oturdum, o adamlarla beraber oldum, bunları da anlattım ekibe. Onlar da beni fazla yormayacaklarını söylediler, böylece Edremit'te yeni kurduğum güzelim evimden ayrılıp buraya geldim, bir otel odasına yerleştim karımla.

Ramiz karakterinin bu kadar fenomen olması şaşırtıyor mu sizi?
Hayır! Fenomen olacağı, herkesin diline düşeceği aklıma bile gelmedi.

Geçmişiniz, bunca yıllık emeğiniz, görmüş geçirmişliğiniz bir tarafa; şu anda Ramiz Dayı patlaması yaşanıyor. Ne düşünüyorsunuz?
Korkuyorum!

Neden?
Çünkü alışık olmadığım bir şey! Adorno'nun bir lafı vardır; 'Yanlış hayat doğru yaşanmaz' der. Ben yüz binlere ya da milyonlara hitap eden bir adam olmayı hiç düşünmedim. Ben 'az olsun bizim olsun' diyen bir adamım.

Sizin kuşağınızın özelliği mi bu?
Bu benim kendi özelliğim...

Siz yurtdışında önemli fırsatlar yakalamış, önemli isimlerle yan yana olmayı başarmış birisiniz. Niye 'az'la yetindiniz, 'az'ı istediniz ki?
Anthony Quinn'le, Marlon Brando'yla karşılıklı oynayacağım işler çıktı karşıma, ikisi de olmadı. Benim için Hollywood oyuncusu olmak o kadar önemli değil ama Hollywood'da ya da herhangi bir yerde inandığım bir iş yapmak önemliydi. Anthony Quinn gibi bir oyuncuyla karşı karşıya zeybek oynayacaktım Zorba'da, olsaydı keşke ama star olmayı aklımdan geçirmedim.

Sadece oynamak mı istediniz?
Sadece inandığım, sevdiğim işlerde olmak istedim. Kendi doğrularımı yaşamak istiyorum çünkü.

Nedir sizin doğrularınız?
Önce yaşadığım toplum içindeki haksızlıkları, eşitsizlikleri, olmayan demokrasiyi anlatmak, ondan yana olmak... Çünkü sanatçı, çağının yansıtıcısıdır. Ama nasıl yansıtır? Mesele orada. Duvarıma yazdığım yazı şuydu: Aktaramadığım şey gereksizdir. Mutlaka aktarmak isterim. Onun için Yılmaz Güney'le çalışmak, Umut filmini yapmak bir zevkti.

Dizideki Ramiz'in felsefesi ve bilgeliği size hiç de uzak değil...
Bence şöyle; her oyuncu mutlaka kendisinden bir şeyler aktarır ya da kendisi gibi olan bazı şeyler vardır oyununda. Yani bir role Marlon Brando neden seçilir? Marlon Brando oynasın diye! Kıyamet filminde Marlon Brando yerine Robert Redford ya da Al Pacino oynasa başka bir şey çıkacaktı...

Siz ne kattınız bu role kendinizden peki?
Bilemem orasını... Sesim var, ben varım işte! Bu 75 yaşındaki adam, Kerem ve Pınar'ın yazdığı sözlere mümkün olduğu kadar can vermeye çalıştı. Ramiz Dayı'nın bir sene sonra unutulacağı zaten belli ama Umut kalacaktır, Sürü kalacaktır, daha bir sürü filmlerim, oyunlarım var, birileri onları seyredecektir. Benim şiir okumamdan bahsediyorlar mesela... Şeyh Bedrettin Destanı isimli şiir albümüm var, kimsenin haberi yok!

Popüler olmak böyle bir şey işte!
Popüler kültüre tamam ama onun da seviyesi vardır. Benim gençliğimin popüler kültürüne bak: Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Münir Nurettin Selçuk, Safiye Ayla, Hacı Arif Bey, Zeki Müren... Ama ben bundan acı duymuyorum çünkü Türkiye'de bu iş böyle. Değiştiremiyoruz, ne yapalım!

"Ramiz Dayı olmadan önce halk onu Ramiz Dayı olarak onaylamıştı zaten. Popüler kültür onu Ramiz Dayı yapınca bizden uzaklaşıyor" eleştirileri var internette. Sizin popülerleşmenizi istemiyorlar...
Doğru söylüyorlar çünkü ben o değilim! Ben başka bir adamım, Ramiz Dayı'yla hiç ilgim yok. O yüzden korkuyorum, mümkün olduğu kadar röportaj vermemeye çalışıyorum. Yahu yolda yürürken 'Dayı' diyorlar bana, dönüp bakmıyorum, yürüyüp geçiyorum. Ben dayı değilim ki!

Sinirleniyor musunuz gerçeği ve rolü ayıramayanlara?
Tabii ki sinirlenirim! Benim adım Tuncel Kurtiz, ben bir aktörüm. Hacı'yı oynarken, Kayseri'de bir belediye reisi bana "Hacca gittiniz mi Tuncel Bey?" dedi, "Gitmedim," dedim. "Gitseniz daha iyi oynardınız," dedi. Dedim ki, "Sizin belediye reisliğinizi yazsalar, ben mi daha iyi oynarım, siz mi oynarsınız?"

Dizideki replikler Kurtlar Vadisi'nin repliklerini bile solladı. Sizin en sevdiğiniz hangisi?
Oscar Wilde'ın Reading Goal Ballad'ını ben 1956 yılında yazmışım defterime. "Herkes öldürür sevdiğini..." Koskoca, upuzun bir şiirdir. Özdemir Asaf çevirmiştir, onunla arkadaşlık yapmış olan biriyim, mutluluğumdur bunlar benim...

75 yaşında setler sizi yormuyor mu?
Ben dizilerde oynamak istemiyorum, sadece bu dizide çok mutluyum. Çok ağır iş. Dünyada çok önemli diziler var, diziyi küçümsemiyorum tabii. Peter Brook'un bir lafı vardır, dizide oynayan büyük oyuncular için der ki: "Tok aktör aç aktörden daha iyidir!" Gayet basit. Bir de şu var; gerek Alacakaranlık'ta, gerek Hacı'da, gerekse Ezel'de bir sinema ve tiyatro zevki tadıyorum. Ama bu son dizim. Yapmak istediğim başka şeyler var.

Ne gibi şeyler?
Mesela Şeyh Bedrettin Destanı'nı film yapmak istiyorum, senaryo çalışıyorum şu anda. Dağdaki evimi yeni bitirdim daha, orada oturmak ve çalışmak istiyorum, köpeğimle gezmek istiyorum.

Dünyanın en önemli şehirlerinde yaşamış, gezmiş, dolaşmış, çalışmış biri olarak gidip Kaz Dağları'na yerleşmek niye?
O benim idealimdi. Çünkü her gittiğim şehirde mücadele vermek zorundaydım, kendimi kanıtlamak zorundaydım “Ben Tuncel Kurtiz'im” diye. Kendimi o dağdan daha rahat hissettiğim bir yer olmadı. Dünyanın neresinde olursam olayım, hep orasını düşündüm. Bu emeklilik değil, her gün çalışacağım, zıplayacağım, koşturacağım orada...

Bildiğim kadarıyla eşiniz sizden 15 yaş küçük. Genç eş mi insanı gençleştiriyor?
Yok canım, 21 yaş genç benden!

Öyle mi, maşallah!
Maşallahı yok bunun; aşk bu! Ben kendimden yaşlı bir insanla da beraber olup gençleşebilirdim. Yaşa falan inanmam, aşka inanırım ben. Her aşkın harikulade güzel olduğuna inanıyorum ve beraber olduğum her kadına hayranlıkla bakıyorum çünkü beni onlar yetiştirdi. Onlar olmasa bugünkü Tuncel Kurtiz olmazdı, hepsine çok şey borçluyum.

Kenan İmirzalıoğlu olmasa kabul eder miydiniz bu rolü?
Başka isimler söylediler, oynamak taraftarı değildim. Kenan olduğunu duyunca atladım.

Neden, ne ifade ediyor Kenan İmirzalıoğlu sizin için?
Tanıdım onu çünkü açık sözlü, yalansız bir adam. Bilmediği şeye 'bilmiyorum' diyen adamı çok severim. Bir de mühendis adam!

Yani?
Adam yüksek matematik okumuş, diyalektiği, konuşmayı bilen, söylediği sözün ne olduğunu bilen, cevabını verirken de, suali sorarken de açık seçik ve net bir adam. Her şeyden ötesi kıskanmayan bir adam. Kendisi fenomen, bugün Türkiye'deki gençliğin en beğendiği adam ama 'ben büyüğüm, benden iyisi yok' demiyor. Daha ne olsun ki!

'Yeğen' diye başlayıp gençlere bir hayat tavsiyesi verseniz Tuncel Kurtiz olarak...
Hayatı yaşamak lazım. 'Ne olacak acaba yarın?' diye düşünmeden... Tolstoy'u okumak lazım, Dostoyevski'yi okumak lazım, Yaşar Kemal'i okumak lazım, Orhan Veli'yi, Sait Faik'i bilmek lazım; Erkan Oğur'u dinlemek lazım, dünya müziğiyle etnik müzikle yakınlık kurmak lazım. Hacı Arif'i tanımak lazım, Itri'yi bilmek lazım. Bunlarla yaşadıkça hayatın zenginleşir ve zaten sen kendi hayatını kurarsın o zaman. Benim tavsiye ettiğim hayat budur yeğen!

Alınteri.net'ten alınmıştır