Ölüler Gibi *

  * Bu öykü, Adnan Yücel Edebiyat ve Sanat Festivali kapsamında yapılan şiir ve öykü yarışmasında, öykü dalından 1.lik ödülü almıştır

 

 

 

ÖLÜLER GİBİ

Yok oldum ben. Önce bedenim saydamlaştı, varlığım yavaşça dağıldı. Sonra geçmişim silindi, hayallerimi tanımaz oldum. Her şey yoluna girdi, diyorlar. Bense neye benzediğimi çoktan unuttum. Herkes gibiyim şimdi, yani olması gerektiği gibi, tıpkı ölüler gibi.

Kasaba bahar şenliklerine hazırlanıyordu. Geçen yıl olduğu gibi şenlik alanı olarak belediye binasının önündeki geniş meydan kullanılacaktı. Yiyecek içecek standları, kuruyemiş ve şekerleme tezgâhları, çocukların olduğu kadar büyüklerin de ilgisini çeken oyun makinaları şenlik alanını çevreliyordu. Palyaçoları, gezici tiyatrolarıyla bu yıl organizasyon, renkli geçeceğe benziyordu. Çekiliş şenliğin son günüydü. Kasabalıdan toplanan büyük miktarda para talihliyi bekliyordu. Alandaki organizasyon komiteleri hem çekiliş heyecanını canlı tutuyor hem de talihlinin parayı nasıl harcayabileceğine dair seçenekler sunuyordu.

İlk stand emlakçılara ayrılmış, yanına farklı bankaların temsilcileri dizilmişti. İzleyicisi çok olmasına rağmen, en az katılımcısı olan platform yemek şirketlerine aitti. Yine de küçük bir topluluğu etkilemeyi başarmışlardı. Bu durumda genç, güzel tanıtım elemanlarının etkisi olduğunu düşünenler vardı. Sloganları tebessümle karşılanıyordu. Daha çok paranız varsa daha fazla yemek yiyebilirsiniz. Şanslı kişi, yemek firmalarınca ücret alınmadan sağlanacak ilaçlar sayesinde, diye başlayan tiksindirici aşamaların o gencecik dudaklardan nasıl zerafetle anlatıldığı kulaktan kulağa yayılıyordu. Yemek eyleminin ardarda sonsuza kadar tekrarlanabileceği vurgulanarak kazanacak kişi hazza davet ediliyordu. İlgi gören bir diğer stand, cenaze ve levazımatçılar derneğine aitti. İnsanlar önce şaşırıyor, böylesi dünyevi bir kazancın ölümle nasıl ilişkilendirileceğini merak ediyorlardı. Dernek başkanı standın önündeki kalabalığı görünce anlatmaya başlıyordu. Ne yazık ki kazancağı para, şanslı kişiyi ölümden kurtaramayacaktır. Tersine bunca yıllık deneyimim ve insan denen canlıyı yakından tanımam içime bazı kuşkuların yerleşmesine neden oluyor. Kazanacak kişi, (ona talihli demeye dilim varmıyor) bütün parasını rahat, lüks  bir yaşam için harcarsa günahkâra dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu kişiyi büyük bir sınav beklemektedir, tanrı bu ödülle kulunu sınayacaktır. Konuşmanın bu bölümü uzun sürüyordu. Dernek başkanı dünyanın geçiciliği ve ahiret hayatı üzerine yaptığı açıklamaları kutsal kitaptan alıntılarla çoğaltıyordu. Önerimiz paranın büyük kısmınının derneğimize emanet edilmesi yönündedir. Öncelikle büyük bir anıt mezar yaptıracağız. Emlakçılar derneği yetkilisine dönerek sürdürüyordu konuşmasını. Bildiğiniz gibi bu dünyada nice ev, arazi sahibi olsak da tanrı huzuruna çıkacağımız evimiz tek olacaktır. Paranın ilk olarak mezar yapımına harcanması, ahiret hayatının, geçici dünya yaşamına üstün tutulduğunun da simgesel bir göstergesi olacaktır. Bu kişinin (ona şimdi şanslı diyebiliriz) geri kalan parası hayır işlerinde harcanacaktır.

Cenaze ve levazımatçılar derneği standından aklı karışmış halde ayrılanları seyahat firmaları karşılıyordu. Böylece kalabalığın az önce üzerine çöken durgunluk dağılıyor, tekrar hayatın renklerini, gidebilecekleri ülkeleri düşlüyorlardı. Televizyon kanallarıysa olaya başka açıdan yaklaşıyordu. Her ne kadar kazanan tek kişi olacaksa da paranın toplanmasında tüm kasabanın katkısı vardı. Bu nedenle de şanslı kişinin parayı gözlerden uzakta, tek başına harcamasını ahlaki açıdan doğru bulmuyorlardı. Önerileri, talihlinin hayatını bir televizyon programına dönüştürmekti. Kazanacak kişinin evine kurulacak kameralar sayesinde bu sorun çözülebilirdi. Talihli kişi yeni hayatını kameralar önünde yaşayacak, gerçeğe dönüşen hayalleri; seyahatler, lüks bir yaşam, yeni edinilen zevkler, tüm şehir halkıyla bir anlamda paylaşılacaktı. Geri kalan binlerce kişi de kaybetmenin verdiği üzüntüyü talihlinin hayatına konuk olmakla hafifletecekti. Biz televizyon kanalları bunun için varız, diye sürdürdü konuşmasını yetkili. Hayatı ekran karşısında geçen çoğunluk için, keyif veren bir gerçeklik yaratırız. Kendi hayatınızdan sıkıldığınızda sığınabileceğiniz alternatif yaşamlar sunarız. Kanallar arasında dolaşır, size çekici gelen bir gerçekliğe giriverirsiniz. Böylece kazananın başına iki talih kuşu birden konacaktı. Hem zengin hem ünlü olmayı kim istemezdi.

Son stand hayallerinize çekidüzen verin platformuna aitti. Temsilcileri, kampanyanın yarattığı heyecana yüz vermiyordu. Ona göre bu çekiliş, ilke olarak yanlıştı. Talihliye parayla birlikte önceden hazırlanan harcama planı verilmeli, paranın başka hiçbir şekilde harcanamayacağı sözleşmeyle garanti altına alınmalıydı. Bu durum kazanacak kişinin kafa karışıklığını engellediği gibi, paranın toplum tarafından onaylanacak işlerde kullanılmasını da garantileyecekti. Platform, hatırı sayılır kesimden destek aldı. Kamuoyu yoklamalarında mikrofon uzatılan bir kadın, yaşadığı zihin bulanıklığını şöyle anlatıyordu. Kampanyayı ilk duyduğumda paranın bana çıktığını hayal ettim. Önce büyük bir sevinç hissettim, sonrası kabus gibiydi. Öyle zordu ki, parayla ne yapacağıma bir türlü karar veremedim. Her şeye sahip olabilirdim. Param vardı, harcamak zorundaydım. İnsanlar benden bunu bekleyeceklerdi. Mikrofonu kadının elinden kapan adam devam etti. Parayı kazanırsam herkesin gözü üzerimde olacak. Hayallerin gerçeğe dönüşecek diyorlar, hayallerinin herkes tarafından bilinmesini kim ister. Harcama planını kesinlikle gerekli buluyorum.

Çekiliş günü beklenmedik bir gelişme yaşandı. Kazanan kişi önce tebrik edildi, alkışlandı. Sonra mikrofon uzatılarak parayla ne yapacağı soruldu. Resim yapacağım, dedi kadın. Bir terzinin yanında çalışıyorum, işimi bırakacağım, artık para kazanmam gerekmiyor. Benim hayalim buydu, geçim derdini düşünmeden dilediğimce resim yapmak. Şimdi fırsatım var. Herkese teşekkür ederim. Heyecandan sesi titriyordu. Başkan ses tonuna hakim olabilmek için birkaç kez öksürmek zorunda kaldı. Ilımlı olmaya çalışıyordu. Sanırım paranın size çıkacağını tahmin etmiyordunuz, şaşkınlıkla böyle konuşuyorsunuz. Sorun değil, komitelerimiz burada, kısa sürede hayallerinizi şekillendireceklerdir. Kadın ısrar etti, gerek yok benim hayalim var, nasıl mutlu olacağımı biliyorum. Kalabalıktan uğultular yükseliyordu. Gür sesli adam uğultuyu bastırdı. Bizim paramızı çarçur edemezsiniz. O parada hepimizin katkısı var. Ya kendinize bizim onaylayacağımız bir hayal seçin ya da kura iptal edilsin. Lütfen efendim, organizasyon komitesine sesleniyorum. Bu ne demek oluyor. Kalabalık adamı alkışlarla destekliyordu. Komite başkanı tekrar söze girdi. İnsanları yatıştırmaya çalışıyordu. Bu durumun doğal olduğunu, böyle organizasyonlarda küçük aksaklıkların olabileceğini, bu sorunun da kısa zamanda çözüme kavuşacağını söyledi. Böylece hem hanımefendi kazandığı parayı dilediğince harcayabilecek, hem de kasaba halkının gözü arkada kalmayacak, dedi.

Organizasyon komitesi üyeleri bu beklenmedik gelişme karşısında çözüm yolu arıyorlardı. Bir tek hayallerinize çekidüzen verin komitesi başkanı tartışmalara katılmıyor, gelişmeleri gülümseyerek izliyordu. Organizasyon başkanı bu duruma hızlı bir çözüm buldu. Salonda yaklaşık on beş bin izleyici olduğu tahmin ediliyordu. Kadının  arka sıralarda oturduğu düşünülürse uzun bir yolu katederek sahneye inecekti. Yürüyeceği yol üzerinde ikna odaları kuruldu. Her odaya farklı derneklerden temsilciler oturtuldu. Sırasıyla emlakçılar birliği, bankacılar, yemek şirketleri, cenaze ve levazımatçılar derneği, seyahat firmaları, televizyon kanalları ve son oda hayallerinize çekidüzen verin platformu temsilcisine aitti.

Olayın sonrasına dair bilinenler kısıtlı. Ancak görgü tanıklarının anlattığı kadarını biliyoruz. Onlar da bölük pörçük izlenimler. Kadının yerinden ilk kalktığında heyecanlı, gülen yüzü dikkat çekiyor, tüm tanıklar bunu doğruluyor. Bir görgü tanığının ifadesine göre ilk odadan çıktığında atkısı boynunda değilmiş. İkna odasının sıcak, boğucu havasında bunalmış atkısını çıkarmış olabilir diye ekliyor. Diğer odadan çıktığında mimiklerinin kaybolmuş olduğu söyleniyor. Çevredekilerin kaba şakalarına ifadesizce bakmış. Genç bir kız, bu ifadesizliğin vurdumduymazlıktan olmadığını, kadının istese de gülemeyecek, yüzünü buruşturamayacak durumda olduğunu ekliyor. Bir başkası yüzü yoktu diyor. Bu gün gibi hatırlıyorum. Odada fazla kalmadı. Çıktığında yüzü yerinde bir et parçası duruyordu. Çıplaktı diyor bir başkası. Anadan doğma yürüyordu. Bir yerlerini kapatma zahmetinde bile bulunmadı. Neyse ki organizasyon komitesi her şeyi düşünmüş, birkaç basamak inip ikna odasına girdi, yoksa başına daha çok iş açılırdı. Sonrasına tanıklık edenler, hâlâ şaşkındılar. Bedeni saydamdı dedi birisi, gövdesinin sınırları silinmişti. Bir adam parmağını kadının bedeninden geçirdiğine yeminler ediyordu. Aşağıda bekleyenler havaya karışan gri duman dışında bir şey görmedikleri konusunda birleştiler.

Yok oldum ben, bir silgiyle silinir gibi. Önce gözleriyle geldiler. Baktılar, en mahrem yerime düşlerime kadar baktılar. Öyle utandım ki, yok olamak istedim, herkes gibi, tıpkı ölüler gibi olmak istedim.

                                  Derya Sönmez

 

 

 

 ÖZGEÇMİŞ

1980 yılında Ayvalık’da doğdum. 2003 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Şu anda Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü 1. sınıfta öğrenim görüyor, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktor olarak görev yapıyorum. 2008 yılında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı bünyesinde düzenlenen yazma semineri ve uygulamalı yazma seminerlerine, 2011 yılında da Notos Öykü Atölyesi çalışmalarına katıldım. 2009 yılında “A Sea of Words” Uluslararası Kısa Öykü Yarışması’nda Türkiye’yi temsil ettim. Öyküm, seçilen otuz öykü arasında yer aldı. İspanyolca, İngilizce ve Türkçe olarak üç dilde, A Sea of Words Öykü Seçkisi’nde yayınlandı. Aynı organizasyon kapsamında Barselona’daki öykü ve edebiyat konulu seminerlere katıldım. Öykülerim Notos, Özgür Edebiyat, Her Şeye Karşın, Kül Öykü Gazetesi ve BH Sanat dergilerinde yayınlandı.